Ders Bilgileri

İskender İmparatorluğu

İskender, Çanakkale Boğazı üzerinden Anadolu’ya geçerek Persleri Granikos ve İssos savaşlarında yenilgiye uğratmış, Suriye’yi ve Mısır’ı ele geçirmiştir. Bir süre bu bölgede kaldıktan sonra Asur ülkesine yönelmiş, bütün Mezopotamya’yı egemenliği altına almıştır. Hayber Geçidi’ni aşarak Hindistan’a girmiştir.Askerlerin isteksizliği ve yorgunluğu üzerine Babil’e geri dönmüştür. İskender 33 yaşındayken hayatını kaybetmiştir. Onun ölümünden sonra ülke İskender’in generalleri arasında paylaşılmıştır.

İmparatorluk toprakları üzerinde üç krallık kurulmuştur. Bunlar; Mısır da kurulan Ptolomeler, Makedonya da Antigonitler ve Anadolu dan Hindistana kadar uzanan topraklarda ise Selevkoslardır.

Selevkos Krallığı’nın parçalanmasıyla Anadolu’da Pontus, Kapadokya, Bitinya ve Bergama krallıkları ortaya çıkmıştır.

İskender, ülkeyi Perslerde olduğu gibi satraplıklara bölmüştür. Doğudaki satraplıkların başına Persleri, batıdaki satraplıkların başına Makedonyalıları geçirmiştir. Ancak askerî yönetimle sivil yönetimi birbirinden ayırmıştır. Pers sarayının protokol kurallarını benimsemiştir. Merkezî bir vergi toplama sistemi oluşturmuştur.

GORDİON DÜĞÜMÜ:

MÖ 334’te İskender, Gordion’a gelir. Bir efsaneye göre, “Gordion düğümünü (halatların öküz arabasına bağlanarak gerdirilmesi ve uçlarının görünmemesiyle oluşan düğümü) çözen kişinin Asya’ya hâkim olacağı söylenmektedir. Efsaneyi bilen ve hızlı bir çözüm yolu kullanan İskender, kılıcıyla halatı bir hamlede kesip düğümü yok eder. Böylelikle Asya’ya, hâkim olabileceği inancının halk arasında yayılmasını sağlar.

İskender’in kurduğu Bergama, Antakya ve İskenderiye gibi şehirler, zamanla birer kültür ve ticaret merkezi hâline gelmiştir İskender’in Asya’ya yönelik faaliyetleri, batı ve doğu kültürlerinin karışmasıyla yepyeni bir kültürün ortaya çıkmasını sağladı. Bu yeni kültüre Helenistik kültür, bu kültürün ortaya çıktığı yaklaşık üç yüz yıl devam eden (MÖ 330-MÖ 30) döneme Helenistik Dönem denilmiştir.

PARŞÖMEN:

Bilgi çağı olarak adlandırılan günümüzde, kitap okuma ve kütüphaneye gitme alışkanlığının az olduğuna dikkat çekilirken eski çağlarda birçok kütüphanenin var olduğu tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalar eski çağların en önemli kütüphanesinin Asurlular tarafından Ninova’da kurulduğunu ortaya koymuştur. Asurluların yazıyı kil tabletler üzerine kaydederek bu tabletlerin her birinden ikişer tane oluşturmak suretiyle kilden yapılmış zarf arasında sakladıkları anlaşılmıştır. Bu dönemde üzerine yazı yazılan diğer önemli nesne ise Mısır da yetişen bir bitkiden elde edilen papirüstür. İlk Çağda Anadolu’da da kültür- sanat merkezi olan kentlerde ünlü kütüphaneler vardır. Bunların en ünlüsü de Bergama Kütüphanesi’dir. 200 bin kitapla donanmış Bergama Kütüphanesi İskenderiye Kütüphanesi ile rekabet içindedir.

Öyle ki İskenderiyeliler, Bergama kenti bu yarışı kazanmasın diye papirüs ihraç etmeyi yasaklamışlardır. Bunun üzerine hayvancılıkla uğraşan Bergamalılar keçi derisinden kâğıt elde etmişlerdir. Bergama’nın antik söylenişi Pergamon olduğundan bu kâğıda parşömen adı verilmiştir. Fakat parşömenin papirüsten farklı olarak çok ince olması ve kuruduğu zaman kıvrılması parşömenin kenarlarına tahta çakılmasına neden olmuştur. Böylece Codex (Kodeks) denilen ilk kitap oluşmuştur.

ÖLÜM TANRISI HADES GİREMEZ:

Kuruluşu MÖ 4. yüzyıla kadar uzanan Asklepion Sağlık Merkezi, mitolojideki sağlık tanrısı Asklepieos’a adanarak yapılmış ve MS 5. yüzyıla kadar, ünlü bir tedavi merkezi olarak etkinliğini sürdürmüştür. Bergama’nın eski çağlarda önemli bir sağlık kenti olduğunu ispatlayan Asklepion’un giriş kapısı, bugün Viran Kapı olarak ayakta durmakta olup bu kapının üzerinde şu yazı yer almaktadır: “Bütün tanrılar adına kurulmuş bu kutsal yere, yalnız ÖlümTanrısı Hades giremez!”

Rivayetlere göre; yüzlerce yıl boyunca Asklepion’da kimse hayatını kaybetmemiş. Çünkü Asklepion Sağlık Merkezine gelen hastalar girişte muayene edilip tedavisi mümkün olmayan ölümcül hastalar içeri alınmamıştır. İçeri alınan hastalar, 650 metre uzunluğundaki kutsal yoldan yürüyerek, bugün bile içilebilen şifalı sudan içip yıkandıktan sonra hastalığın tedavisine başlanmıştır. Buluntulardan, ameliyatların da yapıldığı anlaşılan Asklepion’da ilaçla, bitkilerle, müzikle, su, çamur ve güneş banyolarıyla tedavinin yanında telkinle tedavinin uygulandığı anlaşılmıştır. Galenos gibi ünlü hekimlerin yetişdiği bilinen Asklepion’da tıbbın simgesi yılanlı sütun da yer almıştır.

Paylaş

Diğer Benzer Yazılar:


581 - Yazının toplam okunma sayısı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Get Adobe Flash player